Daha yapacak çok iş var ya da abesle iştigal
2008 yılı her bakımdan hareketli başladı. Bu da önümüzdeki günlerin, haftaların ve ayların bir çok olaya ve gelişmeye gebe olacağının bir habercisi gibi. Umarız bu gelişmeler toplumda çatışmaya değil de kaynaşmaya, saygı ve anlayışa vesile olurlar. Bazı gelişmelere bakınca insanın umutlanası gelse de, bazı gelişmeler başımızın daha çok ağrıyacağına işaret ediyor.
İnsanlar yeni yıl için dileklerde bulunup hem kendileri hem de insanlık için umutlanırlar. Biz de yeni yıla girerken hem şahsımız hem de insanlık için böyle iyi dileklerde bulunduk. Artık olumsuz havanın bir son bulmasını ve yerini insanların birbirlerine muhabbet beslediği, istismar ve ona sebebiyet verecek davranışların geride kalmış olmasını ümit ettik. Bu ümidimiz de sadece ümit etmekten ibaret değildi. Zira toplumda olumlu sinyaller dolaşmaktaydı. Akl-ı selim insanlar akl-ı selim tavırlar almaya başlamışlardı. İyimser olmak gereken altyapı mevcut görünüyordu anlayacağınız.
İşte buna örnek olarak eski sendika lideri ve CDA’nın etkin üyelerinden Doekle Terpstra’nın başlattığı girişimi gösterebiliriz. 2007’nin son çeyreğinde Trouw Gazetesine bir makale göndererek Hollanda’nın Wildersleşmesinden rahatsızlık duyduğunu ilan eden Terpstra, halkı sessiz kalmamaya davet etmişti. İlk etapta yoğun destek görmüş gibi bir intiba uyansa da, çağrıya destek verenler bir bir desteklerini geri çekiyor gibi bir imaj uyandı. Yılların kurdu, tecrübeli sendikacı ve yönetici Terpstra hamlesine bir taktik hatayla başladığını anlayınca bir geri çekilme harekatı yaparak, stratejisini yeniden gözden geçirmek için mevzisine çekildi. Yeni yılın ilk günlerinde de daha hazırlıklı bir şekilde kamuoyunun karşısına çıktı. Bu sefer arkasında Hollanda’nın kalbur üstü aydınları, eski ve yeni politikacılar ve daha bir çok insan vardı. “Benoemen en Bouwen” sloganıyla yayınladığı bildiri geniş yankı buldu ve bulmakta. http://www.benoemenenbouwen.nl/ adlı site yoluyla halkın hem çağrıya kulak vermesi hem de daha yaşanılabilir bir topluma ulaşmak için fikir beyan etmesi talep edilmektedir. Umarız bu çağrı geniş kitlelerin desteğini görür ve olumsuz havanın değişmesi yolunda önemli bir mihenk taşı olur. Ancak özellikle göçmenlerin bu konuya da duyarsız kaldıklarının da altını çizmeden edemeyeceğiz. Nedense hep şikayet eden konumunda olmak tercih ediliyor. İş emek ve enerji sarfetmeye gelince ortalıta kimseler gözükmüyor.
Baş ağrıtacak gelişme ise, adını anmaktan bile imtina edeceğim ırkçı politikacının son film projesi. Hani bir laf vardır “bir deli kuyuya taş atar, kırk akıllı da onu oradan çıkarmaya çalışır” diye. İşte bu da böyle. Adam Kur’an’la ilgili bir film yapacağını söyledi. Tabii ki amacı provakasyondu. Bence zaten filmin içeriği hakkında da en ufak somut bir planı yoktu. Onun tek maksadı müslümanları yine kızdırmayı başarıp kendine politik çıkar sağlamaktı. Bunda da, daha filmi yapmadan, başarılı oldu. Kelli felli adamlar gazetelerde, televizyonlarda ne idiğü belirsiz bir film hakkında tartışmaya başladılar. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Filmi yapacağını söyleyen ırkçı politikacı da kenardan bütün bu olup bitenleri kıs kıs gülerek takip etmekte tabii ki. Bedava saatlerce, sayfalarca reklamı yayınlanmakta, o da gülmesin de kim gülsün! Basın kuruluşları konuyla ilgisi olsun olmasın herkesin düşüncesini almakta. Neredeyse Cemişgezek’in yukarı mahallesinin imamının konuyla ilgili görüş ve yorumunu alma noktasına geldiler. Herkes konuya mal bulmuş mağrip gibi saldırmakta.. Muhtemelen bu yazı daha yayınlanmadan, adı geçen film bir yerlerde görünecek ve dünyanın her yerinde insanlar daha filmde ne olduğunu bile görmeden sokaklara dökülecekler. Mal kaybının olacağı kesin, belki de can kaybı bile olacak. Hollanda’nın bir çok ülke ile ikili ilişkileri zarar görecek ve büyük bir imaj lekelenmesi olacak. Umarız bütün bunlar olmaz, biz de yanılmış oluruz. Ancak iyimser olmadığımı bilhassa belirtmek durumundayım. Zira geçmişte örneklerini çok gördük. Beni düşündüren asıl konu, nasıl olur da bu kadar insanın bir ırkçı şarlatanın oyununa gelebildiğidir. Bir kaç dakikalık bir provakasyon filmi (objectiflik kaygısı olmayan, tamamen kışkırtma amaçlı, hiç bir emek sarfedilmeden yapılmış) ile, başkalarının milyonlar harcayarak yapamadığı propaganda yapılmakta ve herkes farkında olmadan gönüllü olarak bu propaganda faaaliyetinde rol almaktadırlar. Halbuki ona karşı alınacak en etkili tavır görmezden gelmektir. O zaman kendi çalıp kendi oynamak durumunda kalacaktır ki, bu ona verilecek en iyi cevaptır. Onun adını bile anmamak lazım bana kalırsa. Zaten artık bundan sonra anmayacağım da. Ya ırkçı politikacı, ya da ‘o zat’ diyeceğim. Hiç olmazsa adını tanıtma kampanyasına iştirak etmemiş olurum.
Yukarıdakinden de anlaşılacağı üzre yine hareketli bir yıl olacak. Önemli olan bu hareketli yılın edilgen figüranları mı ya da etkin baş rol oyuncuları mı olacağımızdır. Artık gündemin peşine takılmak yerine gündemi kendimiz belirlesek diyorum. Bunu için gerekli olan altyapı ve birikim mevcuttur. “İt ürür kervan yürür” diye boşuna dememişler. Bırakalım ürüyen ürüsün, uluyan ulusun, biz işimize bakalım. Daha yapacak çok iş var.
A. Suat Arı
20 Ocak 2008©Bu yazı Platform Dergisi için kaleme alınmıştır. Yazarından izinsiz başka bir yerde yayınlanamaz.
